Genel Bilgiler

Kavram olarak kurumsal yönetim, sırasıyla 1995 ve 1996 yıllarında Barings, Sumitomo gibi büyük finansal aracılık şirketlerinin yönetsel-muhasebesel yetersizlikleri ve kötüye kullanımları nedeniyle oluşan sistemik krizlerin ardından 1999’da OECD tarafından uluslararası finans çevrelerinin dikkatine ilk kez sunulmuş ve Enron, WorldCom, Parmalat, Artur Andersen gibi kuruluşların hikayeleriyle ve gelişen finansal skandallarla gündeme iyice oturmuştur.

Dünya genelinde, düzenleyici ve uygulayıcı otoriteler şirketlerin yönetim başarısızlıkları ve finansal raporlama sorunları açısından mevzuat altyapılarını yeniden elden geçirmeye başladılar. Mevzuat eksiklikleri ve kötüye kullanım hususlarındaki hukuksal boşluklar kapatılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda ABD’de 2002’de Sarbanes-Oxley yasası ile şirketlerin İcra Kurulu Başkanları (CEO), finans bölümü sorumluları (CFO), iç kontrol sistemleri, bağımsız denetçilerin durumu ve benzeri konular yeniden düzenlenmiştir.

Kurumsal yönetim ilkelerinin temelinde ve ilk halinde; topluma karşı şirketlerin diyet ödemesi düşüncesi yatmaktadır. Şirketlerin, sanayileşmenin ilk yıllarından beri geri dönüşü olmaksızın tükettikleri kaynaklar, sebep oldukları çevre kirliliği, toplumsal hasar ve maliyet karşısında toplumda oluşan tepkiyi hafifletmek için ödemeleri gereken bir bedeller düzeneğidir. Bu bedeller, toplumdaki ihtiyaç sahibi ve düşkün kesimlere, hayır kurumlarına, eğitime, sanata, hukuka, etik kurallara, sosyal güvenlik sistemlerine, kültürel gelişmelere, çocuk ve kadın haklarına, toplumsal demokratikleşmelere ve kısacası kalkınmaya özgü toplumsal alt yapılara ve benzeri alanlara parasal destek ve koruma sağlanması şeklindedir. Günümüzdeki adı sosyal sorumluluk olmuştur. O açıdan bir anlamda kurumsal yönetim kavramı esasen, ulusal/uluslararası ve çok kültürlü şirketlerin mal ve hizmet üretimi yaptıkları toplumlara karşı dikkat etmeleri gereken süreçler zinciridir.